Copyright © Hakan Polat (HKNPLT)
Çeşitli Martavallar

Herkes kendi şeyine sahip çıksın...!

    40 lı yaşların son demlerini yaşadığım şu günlerde bile hala romantik olur mu insan? Şüphesiz bu -tik ve -lik durumlarına sanırım birazda melankolik hallerimi de eklemek mümkün. 

          -Biraz mı?

    Şaka gibi ancak hala başladığım noktadayım adeta.

    Dün gibi aklımda hala ergen yıllarım. Saman alevi gibi biranda yok oluveren yaz aşkları. Zırt pırt birine tutul sonra git terminale uğurla, sonra tekrar gelmesini bekle. Elinde Scorpions şarkılarından hazırladığın bir kaset vardır yada dönemin muhtelif duygusal müzikleri. Geçip gitse de bir hatırası kalsın dersin. Açıkça ifade etmek gerekirse; hayattan çokta fazla şeyler beklemediğin bir dönemin rutinlerinden başka bir şey değildir yaşadığın. Ye, iç, gez, toz... Traji komik bir istikrar söz konusu yani.

    Yaş ilerledikçe sadece zaman ve mekan değişiyor aslında. Yani demem o ki; discolar, barlar yerini meyhane ve restaurantlara bırakıyorsa, içinde herşey yer değiştiriyor. Çılgınca dans edip, hoplayıp zıpladığın günler geride kalıyor ve bazen çakır oluyorsun, eh müzikte iyi ise ya kadehe yada tabağa çatalını vurarak ritm tutuyorsun. Ta ki beklenmedik bir şey yaşayana kadar. Doğru karar verirsen çatalını vurdukların değişiyor, yok hata yaparsan kafan duvarda ritm tutyor anasını satayım.  Ve ve ve romantik, melankolik derken elinde votka, rakı ve yahut bir şarap, bakmışsın alkolik. Hiç umursamadığın "el alem" in ağzına düşmüş, dedikodulu bir meze oluveriyorsun.

          -"Çokta fi-fi" günlerin de geride kaldı, ne yapacaksın şimdi?

     Evet evet tek çözüm boncuk boncuk terlemiş şişenin etiketini tırnaklarınla kazımaktan başka bir şey değil. Şimdi unuttuğun sessizliğin ile tekrar başbaşa kaldığın andır ve o ilk anda her şeyin yolunda olduğunu sanırsın. Lanet olası durum git gide özelleşir, özelleşir durur ve aniden özeleştiri oluverir de yolunda olmayan bir durum olduğunun farkına varırsın.

    Pehh... Ne garip bir histir bu be. Daha ben kendi şeyimin bile ne olduğunu anlayamamışken, ne kadar çok şey var bu yaşamda böyle ama bildiğim bir şey varsa o da;  her bedenin, kendi ruhunun çöp bidonu olduğu. Kaderimizi anlayabilme kapasitemizin farkında olamıyoruz. Onca boktan şey arasında sahip olduğumuz tek özel şeyin farkına varamadığımızdan belkide.

          -O özel şey ne mi?
   
     Bana ne kardeşim onu da kendiniz bulun. Herkes kendi şeyine sahip çıksın.

Hakan POLAT


Duygularım Beynimi Hamile Bırakıyor.

    Kısa bir yürüyüşe çıkayım istedim ve koyuldum yola, baktım ki kendi özüme doğru bir yol tutmuşum farkında olmaksızın.  Muamma kargaşaları içinde geçmişimden günüme açılan bir delikten derinliklere dalar gibi yolumu arıyorum. Nedenler, nasıllar derken iliklerime kadar indiğimi görüyorum ki; tutunabildiğim sadece ve sadece kaderime düğümlenmiş iplere asılmışlığımdan başka birşey de değil üstelik. Zihnimde çınlayan sesler, yaşama ve sevgiye dair attığım düşünsel turlar.... Galiba kendimi yeniden keşfediyorum....

    Sızan, uzak bir ışık var  penceremden içeri ayrıntılarını zorlukla yakalayabildiğim. Neşesini, kırılgan suskunluklarını tanıdığım; izdüşümsel gölgelerinde içimi okşamayı hala başaran kadifemsi bir dokunuşmuşcasına hissettiğim bir okşama gibi düşüyor çıplak omuzlarıma hüzmeleri birer birer. Ilık bir esinti avuçluyor yüzümü; tanıdığım, bildiğim kokular salıyor içime, nefesine doyamadığım bir sevgiliymişcesine. Kulağıma hatıralar fısıldıyor. Biraz şaşkın, biraz ürkek fakat hayranlık içerisinde kendimi bırakıyorum estikçe. İçimde unutulmaz hazlar bırakmayı başarabilen, beni benden alıp götüren bir öpüşme seremonisi sarıyor diken diken olmuş bedenimin tüylerini.  Çok heyecanlıyım çok....

    Bayramlıklarını başucuna alıp yatmış bir çocuğun mutluluğunu kendime hediye etmiş gibiyim  çıktığım bu yürüyüşte ve sıkıcı gevezeliklerimi dahi görmezden geliyorum. Öyle kaptırmışım ki gözlerim kapalı izlerken kendimi; küçük jestleriyle bir şeytan dürtüsü kur yapıyor, çocuksu muzipliklerim geliyor aklıma yapıp yapıpta sonrasında arkamı dönüp, ellerimi cebime koyup, büzülmüş dudaklarımla kaçar adım ıslık çaldığım günlerdeki gibi adeta. Bir yerde oturup soluklanıyorum hayatımın bu enteresan karşılaşmasıyla. Birlikte sessiz düşünüyor, sessiz paylaşıyoruz beni ben yapan, iz bırakmış detayları. Birbirimize sorular soruyor, cevaplar veriyoruz sırayla ama eminde sonunda her ikimizinde çok sevdiğinden midir nedir sessizliğimiz en anlamlı cevabımız oluyor.

    İlerledikçe bir deniz kıyısına varıyor; o güzelim yosun kokusunu içime çekerek seyre dalarken engin suların ufuğunu, gün batımını kovalayan martılar buruyor biraz içimi. Bahsetmiş miydim bilmem çok severim martıları. Neyse; o konu da ayrı bir hikaye. Ayaklanıp devam ediyorum. Biraz ilerlediğimde; yıkıldı yıkılacak salaş bir asma çardağının arkasına gizlenmiş meyhanede buluyorum kendimi. Havadar bir köşesinde çöküveriyorum iskemleye, masama iki kadeh alarak deminde seyrüsefer eylerken ben; içli bir vihavend tanbur taksimi süzülüyor gözlerimden, acılarım doluya tutulmuş bir Arap Lalesi gibi dökülüveriyor göz çanağımdan kadehimin dibine. Farkediyorum ki duygularım beynimi hamile bırakıyor.

En değer verdiğiniz şeyler düşündüğünüzden bile daha yakındır...

Hakan Polat.



Gözyaşı Küveti

   


    Yazmak, öğretmek ve öğrenmek…..  Anlamaya çalıştığınızda bu güne değin yaptığınız tüm şeyler arasında en zor ve kendinizle inanılmaz bir savaş içerisinde olacağınız değerler. Kendinizi bu anlamda sorgulamadınız bile değil mi? Irk, renk, dil ve din uğruna verilen mücadeleler hakkında kaçınız kafanızı yordu? Tanrı sizden ne istedi, siz ne yaptınız?

    Hepimizin bu toplumda birer birey olarak sorumluluklarımız var kimimiz anne ve baba olarak, kimimiz çocuk ve kimimiz sosyal öğretiler üzerine sorumluluk sahibi birer görevli ve kimimiz ne haltsa o işte. İşin özü hepimiz öyle yada böyle aç insanlarız, açlığımız insanlığa ve eğitime.  Göremediğimiz, anlayamadığımız, anlam yükleyemediğimiz yada bunu arzulamadığımız çok şey var gözümüzü kapadığımız, körlüğümüz ne o zaman.?

    Yerküre üzerinde binlerce yıldır savaşlar var ve bunun hakkında her birimizin aklı doğrultusunda ufakta olsa bir fikri, fikrinden kaynaklı endişesi, endişesinden doğan korkusu, korkusundan kaynaklanan vurdum duymazlığı ve belki de bunun adı cesaretsizlik. Hesap edilemeyen tüm bu değerlerin ortak adı ise cehalet.

    Hangi dil, ırk ve dinden olursanız olun hepiniz Tanrıya sığındınız ve ibadet geleneklerinizi bir çıkış olarak varsaydınız öyle değil mi? Peki; ilk yazılı dinlerden bu yana hanginiz size kolay gelen bu ibadetin ötesine çıktınız, hanginiz anlamaya çalıştı?

    Yaşadığımız toplumlar bizlere farklı sorumluluklar yüklemekte ve çok büyük bir kısmımız vakti geldiğinde bir ebeveyn oluyoruz, fakat ondan öte bir insanız. Peki bizi insan yapan sadece konuşuyor olmamız mı? İnsan konuşmayı anlamaya çalışarak öğrendi çünkü düşünmeye eğilimi olanlardık biz.

    Çok savaşlar yaptık, çok kanlar döküp, çok kurbanlar verdik ama ilkel atalarımızın yaptığı gibi anlamaya hiç çalışmadık ancak hala ilk ilkel atalarımız gibi gözyaşlarımız var. Siz ağlamayı bilen insanlar; bir damla göz yaşının, göz altınızdaki tene ne kadar acı verdiğini bilirsiniz ve bırakın kan içinde yüzmeyi, din ve ayet adı altında biat etmeye zorlandığınız bir küvet dolusu göz yaşında yüzmeye cesareti olan kaç kişi var aranızda?

    Her haliyle ne kadar gerçek olsa bile yaşadığınız yalanlar; hayatınızdaki hiç bir şey, kalbinize yakın hissettiğiniz sevgi kadar gerçek değildir.

HKNPLT.... 12/Ocak/2016
 
Support : Creator | Hakan Polat | HKNPLT Template
Copyright © 2011. Sahici Martavallar - All Rights Reserved
Template Created by Creator Published by HKNPLT Template
Proudly powered by Blogger