Copyright © Hakan Polat (HKNPLT)
Çeşitli Martavallar

Tecrübeyle sabit...

    Hayat, yaşanarak, hissederek, dokunarak öğrenilir.  Boş laflar tüketerek yada o malum üç maymun rolünü üstlenerek değil.

Bilmek Gerek

Her insanda, insanlığın bütün halleri var ve her insan kendisini yakından görmeyi bilmeli, öğrenmeli. Bildiklerini ifade etmek kadar, kendini öğrenmekte; başkasına verilen dersi, kendine vermek kadar değerli. Kusur korkusuyla suç işlemek yerine, kusurlarını önceden görmek ve o kusurların olası sonuçlarını yaşatmamayı bilmek gerek.


Diren Cumhur...!


DİRENMEK - DİRENİŞ
  1. Herhangi bir düşüncede, bir istekte veya bir durumda karşı koymak, ayak diremek, inat etmek, ısrar etmek.
Evet dilimizde anlamı bu. Peki ya gerçekten bu mu?Geçen yıl Taksim'de diren Türkiye, diren Gezi Parkı diyenler tam olarak bu lügat anlamını mı ifade etmeye çalıştılar? Neye ve kime karşı? 

Anlamını yazmamız gereken o kadar çok şey var ki; demokrasi, hürriyet, özgürlük vs, vs ha bir de insanlık... Yıllarca ulu Önder'in söylemlerini kullandık anlamadılar, peki; anlayacakları ve zaten bizim anlayıp da kullanmadığımız, etik bulmadığımız ama onların sözde iyi bildiği yönden bakalım. Hak, hukuk, din, inanç, kitap... Allah'ın kelamını bize nakleden hangi din, hangi peygamber Yüce Yaradanın dininin, kitabının, şeriatın dışına çıkarak; bu günümüzde yaşananları reva kılıyor,  müsaade ediyor. Allah'ın dili, dini bizlerle böyle mi temas ediyor? O zaman "Allah belanızı versin" diyesim geliyor ama bize atalarımız bazı kelimeleri kullanmamız gerektiğini öğretti. Hoş aklımızdan geçirmek günah da değil üstelik.

Be nağmertler, be vatan evlatlarını bu denli hayasızca harcayanlar; sizin Allahınız kimdir, kitabınızın adı nedir, kıbleniz neresidir de bu müstesna topraklara, o çok değer verdiğiniz Osmanlı mirasına, bir milletin onurunu temsil eden bayrağa, sancağa ihanet edersiniz. Ve siz kimsiniz de bu halkın yüzde ellisi bize yetki verdi diyerek binbir türlü ayak oyunlarıyla tuluat ederek sahne alırsınız ve üstelik rol icabı da olsa " Ben Türk'üm" deme cesaretini bir kez olsun göstermeden. Gerek örf'i ve gerekse şer'i hükümlerin kanun tarzında yazılmış olduğu nağmeler size bunları mı öğretti? Siz şimdi bu yaptıklarınıza cihad adını da verebilir ve şaşkınlığınızı meşru kılmaya çalışabilirsiniz ama af buyurun da uyarayım. Cihad; karşı koymak kendini müdafaa etmektir.  Daha derin anlamını Hac/39 da bulabilirsiniz. Ve der ki Rabb'imiz "Kendilerine savaş açılan mü'minlere zulme uğramaları sebebiyle (düşmana karşı savaşmaları için) izin verildi Muhakkak ki Allah onlara zafer vermeye kadirdir"  işte bu sözle birlikte sizi Allah'a havale ediyorum.

Daha mı? Peki. "Sizinle savaşanlarla Allah yolunda (O'nun rızası için) siz de savaşın Fakat aşırı gitmeyin (yaşlıları, kadınları, çocukları öldürmeyin) Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez. (Bakara/190)

Hadi bakalım şimdi gidin Cumhur'a sorun....

Kara Delik.

Şimdi gözlerim kapalı, hayatın son dansını eder gibiyim. Az evvel de uzaklarda olan bir dosta yazdım, uzun uzun dertleştik. İki kelam lafın ardından vedalaştık ve oysa ben ne çok özlemiştim bir insan sesini, kaçtığım onca şeye rağmen. Ne ben aradım, ne de o... Yazdık geçtik... Odamda ruhumdan bile temizleye üşendiğim ağlar, kulağımda dinlemeye doyamadığım müzikler, gözümde içimdenden hiç eksik olmayan o gidip dolaştığım yerler, elimde tutmaya korktuğum; o her zaman kara yazan kalem. Kalbimi ifade bile etmiyorum, hoş etsem de kim anladı ki. Küllüğümde içmeyi unuttuğum sigara bile kendi kendini tüketiyor, taraji komik bir benzerlik var aramızda adeta. Ucunda sönmeye yüz tutmuş Ateşi'ne bakıyorum da; odanın loş ışığında bile yansam, yanmasam, yansam, yanmasam. Işık kaynakları tükeniyor git gide, ulan ben de amma negatifim be. Sanki bir kara delik...

Bilimi, sanatı, edebiyatı, tarihi hep sevdim oldum olası, şimdilerde anlıyorum ki olmaz olsaydı da; hayata zaman ayırsaydım biraz daha, kenef'de bile bir şeyler okuyana, araştırana kadar. Genel görelilik kuramı dahilinde olmayıp da, çeşitli gözlem tetkiklerinin bir ifadesi gibi; dalga boyu yığıldım o yaşam diskinin üzerinde, kayboldu kaybolacak bir cismin kütlesi yada ne bileyim biraz uzun biraz kısa, karşılığını, ölçüsünü kaybetmiş, kalıbına sıçılmış bir aruz gibi failatün failatün mefailün faulün ve biraz da zihaf ki sormayın gitsin, üstelik karmaşık bir prehistorik kör olası yapı gibi.

Hep güzel şeyleri resmetmeyi sevmeme rağmen; rock hayranlığımdan olsa gerek uçuk kaçık çizimler yaptım hayata dair, ejderha bile çizdim yahu... Yaşamın güzelliklerini karaladığımda, gün gelip de ölümü çizeceğim aklıma bile gelmezdi. Hayat ne garip, cibilliyetine tüküreyim.


Soru Yorum....

Soru yorum…

    Umut dediğiniz şey; kimi zaman gerçekleşme hayalini pekte umursamadığınız düşlerden ibaret olmuyor mu? Peki ya sevgi? Yada o; hani hiçbir tedaviye cevap vermeyen en kronik hastalığınız? Hayat akıp giderken kocaman bir gizli sorular zinciri de içinizde halka halka büyümüyor mu? Hani o cevabını aslında bulduğunuz ama o cevabı bir sorunsal soru halkası yapıp da zincire eklediğiniz, biraz karanlık kelimeler yani. Karanlık dedim de aklıma geldi, küskünlükleriniz olduğunda ışığınız sönüp; siz de kararmıyor musunuz yahu?

    Vallahi ne yalan söyleyeyim,  bende oluyor. Geri kalan her şeyi unutayım da; insan olduğumu hatırlayayım diyorum kendi kendime ve lakin çevreye bakıp ne kadar az insan olduğunu gördüğümde de ışıkları yakasım gelmiyor. Biliyorum az konuşup, çok düşünüyorum ve buna rağmen nedense ellerim hep değneğin o iki malum ucunda. Ortası yok mu bunun be, her birimiz bir Şems olamayız ki geri dönüp bakalım nereden geldiğimize, ki üstelik önümüzü de göremiyoruz. Kimi nefsin peşinde, kimi nefesin, kiminin avuçları dua ’ya açılıyor, kiminin ki avuç içi mutluluklara. Bazen düşünmekte en az nefret kadar yoruyor be arkadaş. Hele ki; en kötü hikayeni kimi zaman en güvendiğin, en sevdiğin insanlar yazıyorsa. Diyorum ki bazen kendi kendime “ulan biraz maço olayım ve hatta biraz da şiddete meyilli. Kır, geçir herkesi, tüm canını yakanları, içini ve gözlerini kızıla boyayanları”… Olmuyor tabi… İnsan tarafım aklıma geliyor ve yine sevgiyi düşünüyorum, sevilmeyi. E yani sevişmek de aklıma gelmiyor değil hani, bak işte tam orada yine insan olmayı unutuyorum… Evet yani; kimince trajik yada komik, ne yapabilirim ki; tezahür ettiğim aşkın daha yüzde ellisini bile yaşamadım. Güzel şeyleri sona saklamayı seviyor muyum ne.

Ve o’na…

    Bütün güzel günlerim; gecenin karanlığında ve sessizliğinde başlamıştır hep ve bil ki içmişimdir o akşam, kafam hafif dumanlı, gönlüm çakır. Ya bir deniz kenarındayımdır yada dağ, bayır. Ya yakamoza dalmışımdır, ya yıldızları saymışımdır ve lakin hep sigaramın dumanındaki resminde kaybolmuşumdur be. Yıldızlarda bulmuşumdur hep o hafif şehla gözlerinin parıltısını ve gün; yanakların gibi kızararak doğmuştur ruhuma. Yokluğun hemen yanı başımda olsa da; gözlerinden şakaklarına uzanan o kıvrımdan öper gibi girmişimdir yarınlara hiç soluksuz.

    Çok dağıttım kimi zaman farkındayım ama kendimle seni konuşurken; hiç diğer yanıma kızmadım, hiç sövmedim o tarafıma. Hakikaten sevgi ilahi bir dilmiş be güzelim; en kötü yanım bile tutulmuş meğer soldan soldan.  Desene; kim, hangi yürek dayanır bu sevdalı türkünün melodisine, verilmiş sadakam varmış da kapılmışım rüzgârına. Rüzgar dedim de hatırlat bir ara; kuzey rüzgarıyla, güney rüzgarının aşk hikayesini anlatayım, yağmur, kar nasıl yağıyor anlatayım. Dilim damağım kuruyana kadar efsaneler, hikayeler anlatayım, bırak destanlar yazmaya razıyım yeter ki; iki satır ses, bir nefesle yanımda ol. Artık birlikte uyanmak gerek yarına, gümüşe çalınmış saçlar dökülmeden alına… HKNPLT



 
Support : Creator | Hakan Polat | HKNPLT Template
Copyright © 2011. Sahici Martavallar - All Rights Reserved
Template Created by Creator Published by HKNPLT Template
Proudly powered by Blogger