Copyright © Hakan Polat (HKNPLT)
Çeşitli Martavallar

Son Martaval.

Neler oldu öyle, nedir bu zifiri karanlık?

Karanlık...

Işıkları kim kapattı, yoksa elektrik mi kesildi?

Tanrım hiçbir şey göremiyorum. Dışarıda da hiç ışık yok; ne ay, ne de yıldızlar hepsinin çivileri sökülmüş de alınmışlar adeta bulundukları yerlerden. Anlıyorum ki artık evrenin tek bir ana rengi var o da siyah... En doğurgan renk, karanlığa hiçlikleri yükleyen. Peki ya ışık, ya aydınlık? Evrende varolan sadece koca bir kara delik karanlık, ışığın yokluğu yani.

 Sahici sandığınız tüm martavalların en dibi, o kör kuyunun ta kendisi.

Işık yoksa renk de yok, madde de anlamını yitiriyor, her şeyin gölgesi bile kayboluyor. Ne yazının, ne de çizinin değeri ışığı geri getirmiyor.

Ve en Sahici Martaval perdeyi indiriyor...

HKNPLT...


Aşkına Bir Kitap Yaz II

"Aylarca içimdeki tutkuyla yaşadım seni ve senle ilgili her şeyi" diye başladı o duygusal anlatılara erkek. Birkaç dakikalık yakınlığa rağmen binlerce kilometre gibi gelen uzaklıklardaydı yüreği. Dokunamadı, anlatamadı … Özgür bir martı edasıyla ona kanat açıp geldiği gün dün gibi aklındaydı oysa. Yazılanlar, söylenenler, gülüşü dün gibi aklında, kokusu, nefesi ve o gün ona kilitlenmenin eşiğindeydi. Ve çok iyi biliyordu ki; sevginin ödülü anlamaktı. Bu yüzden sevebileceklerini anlamaya uğraşmak yerine anlayabildiğini sevmek istedi, onu sevdi. Aklı; o ve ona olan sevgisiyle dolmaya başladığından beri yaşamının saflığı ile ona ulaşma çabaları daha da arttı. O; kalbini nazik ve sevgi dolu elleriyle kucakladı, içinde olmayı başaramayacağı onca şeye rağmen, onunla olamadığı şehirlere, yerlere dair anılarına rağmen; onca yaşanmışlıklarının karşısında onunla olamamış olmasına rağmen ve bu hayatta onunla olabilmenin varsayımsal düşlerinden de öte kalbinin en derinlerini açmış olmasına vurgundu.

Işığı gördü. İçine girmesine izin verdiğinde ruh gözüyle ve hatta ruhunun gözünün de üstünde, zihnine düşürdüğü ışığı gördü. Herkesin bakabileceği alelade bir ışık olmadığını gördü. Cennetin dünyanın üzerinde durduğu gibi zihninde, ruhunda o; özünde, sözünde o; "ışıltısıyla yarattığı beni seviyorum ondan ötürü ve biliyorum bu ışığı gören sonsuzluğu da görür." dedi

Bir hayali değil de onu sevdiği için; kendi ağırlığından kurtulup onun güzelliğine sürüklendiği için, bedensel alışkanlıklarından sevgisiyle arındığı için çok şanslı hissediyordu. Yaşamın yozlaştırmak üzere olduğu bedeni ruhunu karanlıklara itmek üzereyken onunla kurtuldu dünyevi meskeninin yıkıntılarından....

"Eyyy can .Sen sevgisin, sevgin bir bilgelik, bilgeliğin tevazu. Sen mutluluksun ve mutluluğun bir servet. Sen ikimize de yetensin. Sen cennet, sen umut, sen yaşamsın. Bir yaz mevsimi güneş yumuşacıkken karşıma çıkan, içimi ısıtansın. Harikulade bir düş ülkesinin yemyeşil vadisi. Ve ben; hissettiğim tüm bu düşünceler, senli bir tutku halini almışken dünyamda; geçmişe dair tüm arzularımdan vazgeçerek karşındayım işte bu noktada. Bir an bile boşluk vermeksizin ruhumda derin düşlere dalıyorum, aldığım her nefeste, gittiğim her yerde, yürüdüğüm yollarda bile yalnız değilim artık. Ölümlü insanların arasında, ölümsüz bir sevgiyle, Karun kadar zengin, hoşnut ve mutlu."

Saatlerce oturup bir köşede iki yudum kahvenin telvesine yazmak istiyordu onu ve onunla olmak istiyordu. "Seninle birlikte ve gözlerinin derinliklerindeyken kaybolup gidersem korkma sakın ve dudaklarından güzel birkaç laf koparmaya çalışırsam endişe etme, ürkme bütün kıskançlıklarıma rağmen orada seninleyim." diyordu... "Omzundaki küçük kuşlarınla aydınlığa, güneşe uçmaktayım. Seni ve kuşlarını öpmekteyim. Bebeğim; sensiz nasıl yaşanabilir bilmiyorum, öğrenmekte istemiyorum. Seninle ve senli olma ihtimalleri ayaklarımı yerden kesiyor, bir çocuksu mutluluk pelerini örtüyor üstüme."

"İsterim ki; aynı bardaktan içelim suyu da, şarabı da, rakıyı da. Düş yüklü gecelerinden uyandığında sabahın erken vakitlerinde öpüşmek ve birlikte beklemek gecenin gelişini penceremizde. Sen o sımsıcak güneşle soluklan, ay bana kalsın razıyım; birlikte yaşayacaksak bu sevdalı yaşamın vazgeçilmez anlarını. Tüm sözlerim seni şakısın istiyorum, soluduğum her nefes de sen ol. Avuçlarımda el değmeyen bir ateş; ne korku cesaret edebilir tutmaya, ne de unutuş kalkışır dokunmaya ve bir tanem bir bilsen şu an nasıl da doyamadığımı izlemeye senin o güzelim dudağını."

Şimdi oturmuş sıra sıra satırlar döşeniyorum sana ve aslında yazmakta istemiyorum üstelik. Bembeyaz sayfalara kara birer leke gibi dökülsün istemiyorum bu güzelim duygular. Çok uzak da değil biliyorum özlem dolu buluşmalara gebe bu yazılanlar. Toprağın doğurması gibi hani bir tohumu, tohumdan yeşili, yeşilden çiçeği ve çiçekten meyveyi… Öylesine bütünleşmek istiyorum işte seninle verimli bir toprak gibi ve toprağa çillerini salmış fidanlar gibi. Toprağa düşerim de kurumuş bir yaprak gibi; senden uzak düşmeye dayanamam sevdiğim. Doğum ve ölüm arasında yaşanıyorsa bu ömür; ben ölüm olur beklerim sen doğum ol gel bana bebeğim. Ve gelişinle denize ulaşır belki toprağıma düşen yağmurlar, besleriz martıları beraber.

Bir kumsal olacaksam eğer; seninle büyür, seninle çoğalırım karış karış, Dalgalan da gel kumsalıma. Saldım bütün sözlerimi denize, yüzdürdüm birer, ikişer, üçer. Sana yazılıyorum bir tanem; günler geceler boyu yazılıyorum da bitmiyorsun hiç. Ne denizin suyu bitiyor, ne kum, ne toprak, ne de yapraklar… Sen de bitmiyorsun hiç.

HKNPLT



 
Support : Creator | Hakan Polat | HKNPLT Template
Copyright © 2011. Sahici Martavallar - All Rights Reserved
Template Created by Creator Published by HKNPLT Template
Proudly powered by Blogger